SON DAKİKA
Hava Durumu

Vitrin Evlerin Gölgesinde Kalan Gerçek Anneler

Yazının Giriş Tarihi: 21.02.2026 12:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.02.2026 12:26

Modern dünyanın parlatılmış ekranlarından taşan o kusursuz hayatlar, aslında büyük bir toplumsal kıyımın sessiz şahitliğini yapıyor. "İçerik üreticisi" ailelerin o pastel tonlu, tek bir toz tanesinin bile barınamadığı, her daim düzenli ve sükunet dolu evleri; ekranın diğer tarafında gerçek hayatla pençeleşen milyonlarca kadının ruhunda derin yaralar açıyor. Bu vitrin evlerde her şey bir koreografi ürünü; çocuklar her an disiplinli, anneler asla sesini yükseltmeyen birer sabır abidesi, evler ise birer tasarım harikası... Oysa o ekranın ışığı kapandığında, bu illüzyonu izleyen binlerce annenin üzerine ağır bir yetersizlik perdesi iniyor.

Kendi evinde, mutfaktaki bulaşıkla, çocuğun hiç bitmeyen ağlama kriziyle ve ekonomik dar boğazın getirdiği o amansız hesap kitapla tek başına boğuşan kadınlar, bu dijital masallara bakıp kendilerini "başarısız" ilan ediyorlar. Bir evliliğin orta yerinde, her şeye rağmen tek başına çocuk büyütmek zorunda kalan, eşinin desteğini sadece akşam yemeğinde bir gölge gibi gören o yorgun anneler; ekrandaki "her şeyi başaran, her an gülen" o yapay figürlere bakarken gizli bir depresyonun eşiğine sürükleniyor. "Ben neden bu kadar sabırlı değilim?", "Benim evim neden bu kadar şık değil?", "Neden ben her şeye yetişemiyorum?" soruları, birer kırbaç gibi ruhlarına iniyor. Oysa unuttukları bir şey var: İzledikleri şey bir hayat değil, titizlikle kurgulanmış bir reklam filmi.

Maddi imkansızlıklar içinde çocuğuna en iyisini sunmaya çalışan ama pazar poşetinin hesabını yapmaktan yorgun düşen bir annenin, "ekransız ve ahşap oyuncaklı" o steril dünyalara bakıp hissettiği boşluk, modern zamanın en büyük adaletsizliğidir. Üstelik bu ağırlığın altına süslü bir kutsallık kılıfı geçirilmesi, kadının omuzlarındaki yükü daha da görünmez kılıyor. Oysa anne olmak, çocuk büyütmek ya da bir evin tüm sorumluluğunu yekten üstlenmek bir doğa kanunu veya kadının fıtratındaki o gizemli kutsallık değil; düpedüz ağır bir emektir. Toplumun kadına bahşettiği bu kutsallık payesi, aslında evin tüm yükünü kadının üzerine yıkıp erkeği konforlu bir izleyici koltuğuna oturtmanın en zarif yoludur. Evin çekip çevrilmesi, çocuğun her türlü ihtiyacı ve duygusal yükü kadının "görevi" değildir; bu, paylaşılamamış bir hayatın adaletsiz bölüşümüdür.

Artık bu dijital tiyatronun perdesini yırtıp atmak, sahte kutsallıkların ardındaki gerçek emeği görmek gerekiyor. Bir evin başarısı, raflardaki simetriyle ya da çocuğun kameraya verdiği o donuk pozla değil; o evde ne kadar çok dürüst bir yorgunluğun olduğuyla ölçülür. Hayat, jilet gibi ütülenmiş örtülerin üzerinde değil, zorluklara rağmen pes etmeyen o titrek ellerin arasında filizlenir.

Kendi hayatını, hayallerini ve enerjisini bu görünmez yüklerin altında eritmek zorunda kalan; vitrinlere bakıp iç çeken ama her sabah o savaşa yeniden uyanan tüm kız kardeşlerime... Sizi görüyorum, sizi duyuyorum ve sizi çok iyi anlıyorum. Sırtınıza yüklenen o "kutsal anne" ya da "mükemmel kadın" rollerini reddettiğinizde bile ne kadar değerli olduğunuzu bilin. Bu ağır yükü tek başınıza omuzladığınız her güne, gösterdiğiniz her dirence binlerce teşekkürü hak ediyorsunuz. Bir birlikte daha güçlüyüz, kız kardeşlerim. Unutmayın, yalnız değilsiniz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.