"Sen şair olacaksın çocuk!" Halide Nusret Zorlutuna, genç İsmet Özel’in gözlerindeki o hırçın ışığı gördüğünde Türk edebiyatının en özgün seslerinden birini müjdelediğini biliyordu. Özel’in serüveni, sadece kelimelerle değil, bir hakikat arayışıyla başladı. Şairliğinin ilk yıllarında Marksist söyleme sarsıcı ve vurucu bir soluk getirdi. İkinci Yeni şairleriyle dirsek temasında olsa da o kendi imge dünyasını inşa etmek için yalnızlığı seçti. Bu bilinçli kopuş, onun "kendi ben’ine" ve eşsiz poetikasına ulaşmasını sağlayan en büyük hamlesiydi.
İsmet Özel, coşkulu ve partizan bir tondan İslami bir çizgiye evrilirken sesindeki o kavi ve ödün vermez karakteri hiç kaybetmedi; sadece sesin frekansı değişti. Onun şiiri, her dönemde modern insanın varoluşsal sancılarına çarpıcı bir dışavurum oldu. Bugün bile yeni kurulan dostluklarda, "Sen de mi Özel okuyorsun?" sorusu, sadece bir şairi değil, aynı zamanda paylaşılan bir ruh sızısını ve kimlik arayışını temsil ediyor.
Onun şiiri, her mısrasında "yaşamak suçunu" bir onur madalyası gibi taşıyanların sığınağıdır:
"Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben güneşin doğuşuna şahitlik ettim
...
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım..."
Bu dizelerle Münacaat, şairin teslimiyetle direniş arasındaki o ince çizgide duran girift dünyasının en samimi özetidir. Bir nida değil, bir duruştur onunki; hem kavgaya hem de secdeye aynı dille davet eden bir duruş.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Karavul
Silinmez Bir Yaşamak Suçu: İsmet Özel
"Sen şair olacaksın çocuk!" Halide Nusret Zorlutuna, genç İsmet Özel’in gözlerindeki o hırçın ışığı gördüğünde Türk edebiyatının en özgün seslerinden birini müjdelediğini biliyordu. Özel’in serüveni, sadece kelimelerle değil, bir hakikat arayışıyla başladı. Şairliğinin ilk yıllarında Marksist söyleme sarsıcı ve vurucu bir soluk getirdi. İkinci Yeni şairleriyle dirsek temasında olsa da o kendi imge dünyasını inşa etmek için yalnızlığı seçti. Bu bilinçli kopuş, onun "kendi ben’ine" ve eşsiz poetikasına ulaşmasını sağlayan en büyük hamlesiydi.
İsmet Özel, coşkulu ve partizan bir tondan İslami bir çizgiye evrilirken sesindeki o kavi ve ödün vermez karakteri hiç kaybetmedi; sadece sesin frekansı değişti. Onun şiiri, her dönemde modern insanın varoluşsal sancılarına çarpıcı bir dışavurum oldu. Bugün bile yeni kurulan dostluklarda, "Sen de mi Özel okuyorsun?" sorusu, sadece bir şairi değil, aynı zamanda paylaşılan bir ruh sızısını ve kimlik arayışını temsil ediyor.
Onun şiiri, her mısrasında "yaşamak suçunu" bir onur madalyası gibi taşıyanların sığınağıdır:
"Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben güneşin doğuşuna şahitlik ettim
...
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım..."
Bu dizelerle Münacaat, şairin teslimiyetle direniş arasındaki o ince çizgide duran girift dünyasının en samimi özetidir. Bir nida değil, bir duruştur onunki; hem kavgaya hem de secdeye aynı dille davet eden bir duruş.